GELENEKSEL DİNLERE RAĞBET NEDEN AZALDI?
İnanç, sadece bir dogmalar dizgesi değil, aynı zamanda insani bir arayıştır. Sevgi, kabul, adalet ve anlam arayışı. Bugünün dünyasında ise bu arayış, artık geleneksel kilise yapılarına sığmıyor. Katı hiyerarşiler, sabit yorumlar ve dışlayıcı öğretilerle çevrili bir inanç dünyası, bireyin ruhsal özgürlüğünü ifade etmesine olanak tanımıyor. Özellikle postmodern çağda yükselen kimlik politikaları, insan hakları mücadelesi ve çoğulculuk anlayışı; 'tek bir doğru'ya dayalı din yorumlarını sorguluyor. Ve bu sorgulama, yalnızca seküler kesimlerce değil, imanın kendisinde bir çatırtıya yol açıyor.
Bu yazımı okur iken, geleneksel kiliselere ilginin neden azaldığını, sizlere diğer yazımlarımda da aktarmaya çalıştığım yükselen kapsayıcı inanç biçimlerini ve kişisel olarak benimsediğim ilerici ya da Progresif Hristiyan duruşunu da içerecek şekilde daha geniş bir bakış açısıyla sunmayı amaçlıyorum.
Geleneksel kiliselerin önemli bir kısmı, Tanrı sevgisini belirli kurallar çerçevesinde aktarıyor, bir meta gibi görmektedir. Bu çerçevede özellikle Kadınlar, LGBT bireyler, zina dışında boşanmış insanlar, farklı inançlardan gelenler(Örn. Yahudilik, Müslümanlık) ya da "günahkâr" sayılan pek çok kişi Tanrı’nın lütfundan dışlanır. Oysa, İsa’nın yaşamına ve öğretisine baktığımızda bunun tam tersini görüyoruz.
“Ey yükü ağır olanlar, bana gelin, ben size huzur vereceğim.” (Matta 11:28)
Yüce İsa Mesih, kimseyi ayırmadı. Fahişelerle, vergi memurlarıyla, Samiriyelilerle aynı sofraya oturdu. Bu eylemin kendisi asıl her çağın kilisesine meydan okuyan bir kapsayıcılıktı. Günümüzde birçok geleneksel kilise bu örneği yüzelsel olarak sahiplense de, kurumsal pratikte hâlâ dışlayıcı tutumlar sergilediklerinin kanlı canlı şahitlerinden biriyim.
Oysa ilerici teologlar – örneğin John Shelby Spong(En sevdiğim 💙), Marcus Borg, James Alison – Tanrı sevgisinin herkesi kapsadığını, hiçbir kimliğin ya da yönelimin Tanrı’dan uzaklaştırılamayacağını savunurlar.
Peki, Bugünün insanları ne soruyor?
Bu sorular, sadece bireysel değildir. Teolojik bir kırılmayı temsil eder. Örneğin Matthew Fox’un “Creation Spirituality” yaklaşımı, Tanrı’nın sadece günahı bağışlayan bir figür değil, yaratılışın tümüyle iç içe geçmiş bir sevgisel varlık olduğunu savunur.
Evet, geldik zurnanın... Birçok geleneksel kilise LGBTİ+ bireylerin inancını "şartlı" kabul eder. Oysa queer teoloji, Tanrı’nın cinsiyetleri, yönelimleri ve bedenleri kutsadığını ilan eder. Patrick Cheng, “Radikal Aşk: Queer Teolojiye Giriş” kitabında, queer kimliklerin Tanrı’nın yaratıcı çeşitliliğini yansıttığını söyler. Kiliseler bunu açıkça ve kurumsal düzeyde kabul etmedikçe, sadece LGBT bireyler değil, onların dostları, aileleri ve adalet hissi olan herkes bu yapılardan uzaklaşacaktır. Çünkü çağ artık şunu soruyor:
Tanrı’nın sadece erkek değil, aynı zamanda anaç, şefkatli, koruyucu bir yüzü de olduğuna inanan bizler için, eril egemen teoloji artık inandırıcılığını kaybetmiştir. Bugünün kadınları, sadece hizmet eden değil, öğreten, liderlik eden ve kutsayan özneler olarak ilahi düzende yer almak istiyorlar.
5. Yarının Kilisesi: Katılımcı, Adil ve Sevgi Temelli
Benim içsel olarak inandığım kilise ise herkesin masaya çağrıldığı, farklılıkların hor görülmediği, her yönelimin, her bedenin, her hikâyenin dinlendiği bir yerdir. Bu kilise sadece kutsal kitapları değil, kalpleri de okur. Ezilenlerin yanında durur, dışlananlara alan açar. Demek istediğim İsa Mesihin krallığını burada ve şimdi gerçekleştirmeye çalışan bir yapıdır.
Bu yüzden geleneksel kiliselere ilginin azalması bir çöküş değil, belki de bir doğumdur. Yeni bir şey doğuyor: ben de geleneksel kiliselerden gelmiş ama sonrasında kapsayıcı ve ilerici bir bakış açısına sahip oldum. Katı yapılardan özgür cemaatlere, korkudan sevgiye, itaattan ilişkiye dayalı bir iman biçimi gelecekte yükseleceğine çok eminim.
Son olarak, Bugün insanlar kiliseye değil, Tanrı’ya aç. Ancak bu Tanrı; yalnızca belli ahlak kalıplarına sıkışmış, erkek egemen, dışlayıcı bir figür değil. Bu Tanrı, odasında ağlayan genç bir Trans kadının, doğa aktivistlerinin haykırışında, bir annenin duasında ve kilisesinde bir pastör kadının vaazında yaşayan Tanrı’dır.
Geleneksel kiliselerin kendilerini dönüştürmesi, yalnızca hayatta kalmak için değil, gerçekten de İsa Mesihin çağrısına kulak vermek içindir. Çünkü artık daha özgür, daha açık, daha kapsayıcı bir inanç mümkündür.
Kaynakça
- Spong, J. S. (1998). Why Christianity Must Change or Die. HarperCollins.
- Borg, M. (2003). The Heart of Christianity: Rediscovering a Life of Faith. HarperSanFrancisco.
- Cheng, P. (2011). Radical Love: An Introduction to Queer Theology. Seabury Books.
- Fox, M. (2006). A New Reformation: Creation Spirituality and the Transformation of Christianity. Inner Traditions.
- Schüssler Fiorenza, E. (1983). In Memory of Her: A Feminist Theological Reconstruction of Christian Origins. Crossroad.
- Tacey, D. (2004). The Spirituality Revolution: The Emergence of Contemporary Spirituality. Brunner-Routledge.
- Ward, G. (Ed.). (2000). The Postmodern God: A Theological Reader. Blackwell.
Blogumda daha fazla içerik için: https://hurveilericiprotestanlartoplulugu.blogspot.com/
Sorularınızı ve düşüncelerinizi paylaşmak için: canustaresmi@gmail.com
Güncel paylaşımlarımı ve düşüncelerimi X(Twitter) hesabımda da bulabilirsiniz: X (TWITTER) CAN USTA
Tanrı, sevgi ve ışık ile kalın! ✨
Yazar Hakkında
Can USTA, Liberal-ilerici Protestan Hristiyandır. Kendisi inanç, sosyal adalet ve özgürlük konularına odaklanan bir blog yazarıdır. Hristiyanlık, Liberal-ilerici Hristiyanlık, insan hakları ve toplumsal eşitlik üzerine yazılar kaleme alarak okuyuculara kapsayıcı bir bakışaçısını sunar. Sevgi, hoşgörü ve adaletin inançla nasıl bütünleştiğini anlatan içerikleriyle ilham vermeyi amaçlar.
Hür ve İlerici Protestanlar Topluluğu kurucusu Can Usta


Hiç yorum yok:
Yorum Gönder