15 Şubat 2026 Pazar

İnanmayanlar mı Daha Dürüst, Yoksa Yaradan Adına Konuşanlar mı? (Bonus Yazı: Protestan Hristiyanlık'ta Oruç)

 ⍰


İnanmayanlar mı Daha Dürüst,
ya da
Yaradan Adına Konuşanlar mı?
















    Bu soru ilk bakışta kışkırtıcı gibi durabilir. Oysa bu bir hakaret değil, bir taraf seçme çağrısı da değil. Bu soru, yaşadığımız toplumda tekrar tekrar karşımıza çıkan bir çelişkiden doğuyor. Gündelik hayatta sıkça şuna tanık oluyoruz: Yaradan’a inanmadığını söyleyen ama sözünde duran, kimseyi kandırmamaya çalışan, gücü olsa bile başkasını ezmeyen insanlar var. Aynı zamanda Yaradan adına konuştuğunu söyleyen, kutsal metinlere atıf yapan, ama bunu yaparken insan onurunu inciten, dışlayan, yargılayan ve baskı kuran insanlar da var. Bu manzara karşısında insan ister istemez durup düşünüyor: Dürüstlük gerçekten inançtan mı doğar, yoksa inançtan bağımsız bir yerden mi beslenir?




    İnanç çoğu toplumda ahlakın temeli olarak sunulur. “İnanırsan doğru olursun” düşüncesi yaygındır. Oysa pratikte bunun her zaman böyle işlemediğini görüyoruz. Tarihsel örneklere baktığımızda, Haçlı Seferleri’nde Allahın biricik oğlu İsa Mesihin adıyla yapılan katliamlar, Engizisyon’da Tanrı adına uygulanan işkenceler hâlâ hafızamızdadır. İslam tarihinde de Allah’ın adı kullanılarak meşrulaştırılan siyasi şiddetler, mezhep kavgaları ve adaletsizlikler yaşanmıştır. Burada sorun Tanrı değil, Tanrı’nın adını kendi gücüne kalkan yapan insandır. Kutsal olan, insanın elinde bir araca dönüştüğünde, ahlak üretmek yerine ahlakı susturabilir.




    Gündelik hayattan daha basit örnekler de bunu gösterir. İş yerinde “Ben Allah’tan korkarım” diyerek güven telkin eden ama ilk fırsatta kul hakkı yiyen insanlara rastlanır. Ya da “Ben dindar biriyim” diyen ama başkasının acısına kayıtsız kalanlara. Bu noktada insan şu soruyu sormadan edemez: İnanç, gerçekten vicdanı mı güçlendiriyor, yoksa bazen vicdanın yerine mi geçiyor? Çünkü vicdan sustuğunda, insan yaptığı haksızlığı bile “doğru” sanmaya başlayabilir.



    Öte yandan inanmayan insanlar da otomatik olarak erdemli değildir. İnançsızlık da insanı kusursuz yapmaz. Ateist ya da agnostik olduğu hâlde bencil, zalim ya da adaletsiz davranan pek çok insan vardır. Ancak burada dikkat çekici olan başka bir şeydir: Bazı insanlar Tanrı’ya inanmadıklarını açıkça söyledikleri hâlde, yine de dürüst olmaya, adil davranmaya ve başkasını incitmemeye çalışırlar. Bunu bir ödül beklentisiyle yapmazlar. Cennet vaadi ya da cehennem korkusu olmadan, sırf doğru olduğuna inandıkları için yaparlar. Bu durum, özellikle inanan biri için sarsıcıdır. Çünkü ahlakın yalnızca inançtan kaynaklanmadığını gösterir.



    Felsefe tarihinde bu konu uzun uzun tartışılmıştır. Immanuel Kant, ahlaki davranışın ödül ya da ceza beklentisiyle değil, “ödev bilinciyle” yapılması gerektiğini söyler. Ona göre sırf cehennem korkusuyla iyilik yapmak, gerçek anlamda ahlaki değildir. Benzer şekilde, Kuran’da da “Dinde zorlama yoktur” ifadesi yer alır. Bu ayet, inancın baskıyla değil, özgür iradeyle anlam kazandığını ima eder. İsa’nın öğretilerinde de benzer bir vurgu vardır. İsa, en sert eleştirilerini günahkâr sayılanlara değil, dini temsil ettiğini iddia eden ama merhameti unutan Ferisilere yöneltmiştir. “Rab, Rab diyen herkes değil” sözü, inancın sözle değil, yaşamla ölçüldüğünü açıkça ortaya koyar.



    Asıl tehlike belki de inançsızlıkta değil, kesinliktedir. “Yanılıyor olabilirim” diyebilen bir insan, karşısındakine alan açar. Ama “Tanrı böyle dedi” diyerek sözü bitiren bir insan, hem kendini hem de başkasını sorgulanamaz bir noktaya kilitler. Bu tür bir kesinlik, tarih boyunca büyük acıların kapısını aralamıştır. Çünkü kişi artık kendi düşüncesini değil, Tanrı’yı savunduğunu sanır. Böylece hata yapma ihtimalini de kutsallaştırır.



    Şimdi burada durup kendimize şu soruları sormak gerekir: Ya ben doğru tarafta olduğuma o kadar inanıyorum ki artık kendimi sorgulamıyorsam? Ya kutsal dediğim metni gerçekten anlamadan, onu başkalarının üzerine bir hüküm aracı olarak kullanıyorsam? Ya iman dediğim şey beni daha merhametli değil, daha sert biri yaptıysa? Bu sorular imanı yıkmaz. Tam tersine, onu arındırır. Çünkü hakikat, kendinden emin bağırışlarda değil, içten gelen tereddütlerde saklıdır. Çünkü gerçek seni özgür kılar.




    Eğer bir Yaradan varsa — ve buna inanan biri olarak söylüyorum — Onun ölçüsü büyük ihtimalle kimliğimiz değil, kalbimizdir. Kendi adına konuşup insanı ezenlerle, onu hiç anmadan adil olmaya çalışanlar arasındaki farkı bizden daha iyi görüyordur. Belki de hakikate en çok yaklaşanlar, “Ben kesinlikle haklıyım” diyenler değil, “Ya ben yanılıyorsam?” diyebilenlerdir. Ve insanın içinden bu cümle geçtiği anda, belki de imanla gerçekten ilk kez karşılaşır.




BONUS YAZI: PROTESTAN HRİSTİYANLIK'TA ORUÇ - Can USTA






Kaynaklar

  • Kutsal Kitap (İncil): Matta 7:21–23; Markos 7:15

  • Kur’an-ı Kerim: Bakara 2:256; Maun Suresi; Hucurat 49:13

  • Immanuel Kant, Pratik Aklın Eleştirisi

  • Soren Kierkegaard, Korku ve Titreme

  • Karen Armstrong, Tanrı’nın Tarihi

  • Aliya İzzetbegoviç, Doğu ve Batı Arasında İslam

  • Dietrich Bonhoeffer, Ucuz Lütuf (The Cost of Discipleship)







Tanrı, sevgi ve ışık ile kalın! ✨













  




      Yazar Hakkında






    Can USTA, Liberal-ilerici Protestan Hristiyandır. Kendisi inanç, sosyal adalet ve özgürlük konularına odaklanan bir blog yazarıdır. Hristiyanlık, Liberal-ilerici Hristiyanlık, insan hakları ve toplumsal eşitlik üzerine yazılar kaleme alarak okuyuculara kapsayıcı bir bakışaçısını sunar. Sevgi, hoşgörü ve adaletin inançla nasıl bütünleştiğini anlatan içerikleriyle ilham vermeyi amaçlar.

                                                           








                                                            Hür ve İlerici Protestanlar Topluluğu kurucusu Can Usta









    İletişim için:

    Benimle e-posta yoluyla iletişime geçmek istersen: canustaresmi@gmail.com

    Ayrıca yazılarımı paylaştığım sosyal medya hesaplarımdan da benim gönderilerimi ziyaret edebilirsin: x.com/ustacanresmi, instagram.com/canustaresmi12/

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Korkuyla Yüzleşmek: Cadılar Bayramı(Halloween)’ın Sembolik ve Ruhsal Anlamı - Can USTA 👻

  Korkuyla Yüzleşmek: Cadılar Bayramı(Halloween)’ın Sembolik ve Ruhsal Anlamı Can USTA 👻  Ekim ayının 31'inci gününün gecesine adım adı...