🕮
Arayı Kapatanlar: Putlar
İnsanlık tarihi boyunca "putperestlik" dendiğinde aklımıza hep aynı klişe görüntü gelir: Antik çağlarda yaşamış, taştan veya ahşaptan yontulmuş heykellerin önünde eğilen, onlara kurbanlar sunan ilkel topluluklar... Peki ya putperestlik göründüğünden çok daha sinsiyse? Ya modern dünyada yıkılan taş heykellerin yerini, çok daha görünmez ama çok daha güçlü manevi yapılar aldıysa?
Bugün, dinler tarihinin ve felsefenin en cesur sorularından birini sormak zorundayız: İnandığımız Yaradan ile aramıza koyduğumuz her şey, aslında birer puta mı dönüşüyor? - Evet 👀
Eleştirmenlerin ve saf monoteizmin(tek tanrıcılığın) tarih boyunca Hristiyanlık içindeki bazı topluluklara getirdiği en büyük eleştiri, kiliselerin içindeki görselliktir. On Emir’deki "Kendin için oyma put... hiçbir suretini yapmayacaksın" yasağına rağmen, Katolik kiliselerindeki ihtişamlı heykeller ve Ortodoks dünyasındaki kutsal ikonalar (resimler), Tanrı’ya ulaşmak için birer "aracı" olarak kabul edilir.
Ancak tehlike tam olarak burada başlar. Bir azizin heykeline dokunarak şifa dilenmek, Meryem Ana resminin önünde eğilmek, teolojik olarak ne kadar "tazim/saygı" olarak açıklansa da, pratikte nesneye kutsallık atfetmektir. İnsan yapımı bir nesne, Yaradan’ın tecelli ettiği bir pencere olmak yerine, O'nun önünü kapatan görkemli bir duvara dönüştüğünü düşünüyorum.
Protestanlık mezhebine dönecek olursak. Tarih sahnesine çıkan Protestanlık, Katoliklerin heykellerini ve aziz kültlerini "putperestlik" olarak nitelendirip yıktı. "Sadece Kutsal Kitap" (Sola Scriptura) dediler. Ancak ironik bir şekilde, teoloji dünyasında "Bibliolatry" (Kitap Putperestliği) olarak bilinen beninde karşısında olduğum yeni bir kavramın doğmasına yol açtılar.
Benimde ne yazık ki içlerinde bulunduğum Muhafazakar Protestanlar şekilsel putları yıkarken, yerine kağıttan ve mürekkepten bir put koydular. İncil metnini öylesine mutlaklaştırdılar, harfi harfine hatasızlık dogmasını öylesine büyüterek savundular ki, adeta yaşayan, her an tecelli eden Tanrı’yı 2000 yıllık bir metnin sınırları içerisine hapsettiler. Katoliklerin yanılmaz "Papa"sının yerini, Muhafazakar Protestanların yanılmaz "Kutsal Kitap Metni" aldı. Teoloji, Tanrı'yı sevmekten çıkıp metni kutsallaştırmaya evrildi.
Konuyu sadece Hristiyanlık mezhepleri üzerinden okumak, resmi eksik bırakır. Diğer dinlerde de ibadet edenler taşlara, duvarlara ya da heykellere ibadet etmiyor mu? Meseleyi çok daha derin ve evrensel bir boyuta taşıyanlar tasavvuf düşünürleri olmuştur. Mevlânâ’nın o sarsıcı uyarısını hatırlayalım: "Putların anası, nefsinizdir." diye yazdığını okumuştum bir yerde. Yani Bir insan sadece taşa veya kitaba tapmaz; kendi ideolojisine, cemaatine, parasına, kariyerine, hatta kafasında yarattığı "Tanrı imajına" dahi tapabilir. Bu yüzden çok dikkatli olmalıyız -hepimiz.
''İman ettiğimiz Rab Allah ile aramıza koyduğumuz dinsel ritüeller, kitaplar, mekanlar veya liderler... Bunların hepsi bizi O’na ulaştıran birer köprü değildir. O’nu görmemizi engelleyen arayı kapatan putlardır.'' - Can USTA
Eğer bir araca (bu bir kitap, bir lider, bir heykel ya da kendi haklılık duygumuz olabilir) mutlak, bağımsız ve nihai bir değer atfediyorsak, o şey artık köprü olmaktan çıkmıştır. Gerçek bir birlik bilinci; kalbi ve zihni tüm bu aracılardan, bağımlılıklardan ve kağıttan papalardan arındırarak, Mutlak Yaradan’la doğrudan, saf bir bağ kurmayı gerektirir. Çünkü araya giren ve Tanrı'nın önüne geçen her şey, ismi ne kadar kutsal olursa olsun, özünde bir puttur.
Son olarak kitap önerim var: Friedrich Nietzsche’nin Putların Alacakaranlığı eseri, insanlığın asırlar boyunca tapındığı ezeli ve ebedi "putları" —yani mutlak hakikatleri, geleneksel ahlakı, Hristiyanlık inancını ve Batı felsefesini her yönüyle sorgulayan büyük bir eleştiri eseri bu kitabı mutlaka okuyun.
DUYURU: KABALA yazılarım için bağlantıya Biraz Can Biraz İstanbul Blog tıklayabilirsiniz. yayınlar 2026 yeni blogta yayında.
Tanrı, sevgi ve ışık ile kalın! ✨
Yazar Hakkında
Can USTA, Liberal-ilerici Protestan Hristiyandır. Kendisi inanç, sosyal adalet ve özgürlük konularına odaklanan bir blog yazarıdır. Hristiyanlık, Liberal-ilerici Hristiyanlık, insan hakları ve toplumsal eşitlik üzerine yazılar kaleme alarak okuyuculara kapsayıcı bir bakışaçısını sunar. Sevgi, hoşgörü ve adaletin inançla nasıl bütünleştiğini anlatan içerikleriyle ilham vermeyi amaçlar.
Hür ve İlerici Protestanlar Topluluğu kurucusu Can Usta


